In Treatment: Herkesin Analize İhtiyacı Olabilir!

Modern yaşamın kaosunda, sakladığımız sırlar, bastırmaya çalıştığımız ve kaçtığımız yalanlarımızla hangimiz bir terapistin yardımına ihtiyaç duymadık ki? Bir cerraha beyninizi, kalbinizi dahi emanet eder ve sizi tedavi etmesine razı olursunuz. Peki, ruhunuz ve duygularınız ise ‘hasta’ olan ne yapacaksınız?
Doktor ve hasta ilişkisinin belki de en samimi boyutu, psikiyatrist ve psikanalistlerle geçirdiğiniz seanslardır. Biliçdışınızdakileri paylaşmak, bıçak altına yatmaktan daha çok cesaret ister kimi zaman. Öte yandan, en profesyoneli bile olsa insan psikolojisiyle baş etmeye çalışanlar da en nihayetinde etten, kemikten ve hislerden ibaret insanlardır. Ve siz bir anlatırken, onlar bin duyarlar. Her duyduklarını o seans içinde bırakıp, zihinlerini sıfırlamak ve sadece bir sonraki danışlarına odaklanmak zorundadırlar.
2009'un en başarılı dizilerinden biri olan In Treatment, psikolojik dramlara alışmış televizyon seyircisine yeni bir deneyimin kapılarını aralıyor. Çünkü In Treatment’ta her bölüm, ayrı ayrı her hasta ile geçirilen bir seanstan ibaret. Her bölümde farklı bir karakterin hayatına dair sırlarını, geçmişini, kolay kolay dile getiremediklerini kendi ağızlarından dinliyoruz.
Paul’e (Gabriel Byrne) psikanalize gelenlerin “dertli” olduğu açıkken, analistin bir kaya kadar sağlam olduğundan ne kadar emin olabiliriz? Kendi psikiyatristinizin de zaman zaman bir başka meslektaşı ile “sohbet etmeye” ihtiyacı olduğunu duymuşsunuzdur. In Treatment da seyirciye hem baştan aşağıya bir seansı detaylarıyla seyretme fırsatını sunarken, diğer yandan da psikanalistlerin de ‘yardıma’ ihtiyacı olabileceğini gözden kaçırmıyor.
Paul rolüyle En İyi Erkek Performans dalında Altın Küre’yi alan Gabriel Byrne’in başrolü sırtladığı In Treatment, şimdi hafta içi her akşam 22:50'de 1. sezon tekrarlarıyla FOXlife ekranlarında.
Küçük bir de dipnot düşelim: In Treatment'ın tanıtımlarında, arka plandaki müzik Ane Brun'un To Let Myself Go adlı şarkısından bir bölümdür. İyi Seyirler!





