Dr. Paul Ekman Röportajları-1

Dr. Paul Ekman Röportajları-1

Hayatınızı başka insanların yalanlarını yakalayarak kazansaydınız bu "işi" kaç sene sürdürebilirdiniz? Bu sezonun en çok ses getiren dizilerinden Lie To Me'nin esin kaynağı olan Dr. Paul Ekman, kırk senedir insanların evrensel yalanları üzerine çalışıyor. Yani, Tim Roth'un canlandırdığı Cal Lightman aslında kanlı canlı gerçek bir insan! Lie To Me dizisine özel dosyamızı Dr. Paul Ekman ile yapılan söyleşilerle sürdürüyoruz. Artık karşınızdakine yalan söylerken çok daha dikkatli olmalısınız...

Merhaba öncelikle bize “Lie To Me” dizisinin yapım aşamasındaki görevinizden biraz bahseder misiniz?

Evet, bana her bölümün senaryosu geliyor ve ben de okuyup eleştirilerimi ve önerilerimi belirtiyorum. Hatta bazen biraz ileri bile gidip “Burasının gerekli olduğunu düşünmüyorum”
diyorum. Ama çoğunlukla yalanı ortaya çıkartan özel ifadeler, jestler ve diğer hareketler üzerine yorum yapıyorum. Her bölümde 5 ayrı senaryo versiyonu oluyor; ben fikirlerimi ve önerilerimi çoğunlukla ilk versiyon üzerine yapıyorum ama katabilecekleri başka detaylar olabilir diye bütün senaryoları okuyorum.
Bu bölüm işimin yüzde 80’ini oluşturuyor. Bazı durumlarda da bana “Elinizde halk tarafından tanınan ünlü yüzlerin mikro ifadelerini yansıtan görüntüler var mı?” ya da buna benzer şeyler soruyorlar.
Bu sayede ben de onlara kullandıkları bazı görsel malzemeleri sağlıyorum. Bazen de Skype’yi kullanıyorum. Bu sayede oynanması zor olabilecek noktaları, yönetmenin ya da oyuncuların bana sorduğu örnekleri göstermek için Skype’yi kullanıyorum. Böylece onlar da canlı olarak bu ifadeleri görebiliyorlar.
Ve son olarak da, her bölüm gösterimden bir-iki hafta once elime geçince “The Truth of Lie to Me: Separating the Science from the Fiction.” (Lie To Me Gerçekleri: Kurguyu Bilimden Ayırmak) adlı bloga yazı yazıyorum. Bu blog hem Fox’un hem benim internet sitemde yayınlanıyor.

Pekala, ikinci soru olarak en çok merak edilen noktalardan birini sormak istiyorum: İnsanların yüz ifadelerini, jestlerini ve hareketlerini okumayı ‘doğal olarak’ nasıl başarıyorsunuz?

Ah, buna verebileceğim çok farklı cevaplar var. Bu işi çok uzun zamandır yapıyorum. Önce fotoğrafçı olarak başladım ve aslında bu fotoğraflarla birkaç sergi de açtım. Sonradan bu işi bilimsel formata çevirmenin ve yaptığım şey için bana para ödemesinin daha cazip olduğunu düşündüm. Bu bir etkendi. Sinir hastalıklarına ve nöroloji alanına çok ilgim vardı. Bu da başka bir etkendi. Ve bu alanda çalışmaya başlayınca, dikkate alınmayan ya da reddedilen şeyin aslında, söylenenlerden ve kelimelerden çok daha fazlasına sahip olduğunu ve bütün konuyu yansıttığını gördüm.
Açıkçası ilk başlarda bu işin kadar uzun soluklu olacağını tahmin etmemiştim. Lie to Me dizisinde geçen aldatmak ile ilgili makaleyi ben bilimsel bir dergide kırk sene önce kaleme almıştım. Genç doktor arkadaşlar bana, intihar eğilimli ya da intihara kalkışmış bir hastanın yalan söyleyip söylemediğini nasıl anlayacaklarını soruyorlardı. Bilimsel çalışmalara böyle başladım ve bir hastanın “Kendimi daha iyi hissediyorum. Bırakın bir hafta sonunu evimde geçireyim.” dediğinde gerçeği söyleyip söylemediğini anlamak yirmi senemi aldı.
Fakat yalanlar üzerine kafa yormaya bir kez başladığınızda ki Lie To Me dizisinin de yapmaya çalıştığı bu, hayatınızın her anında yalanların karşınıza çıktığını fark ediyorsunuz.
Ve bence bu dizinin en güçlü yönlerinden biri ne sadece suça ya da suçlulara, ne de sadece cinayetlere, ne ekonomiye, ne salt ilişkilere dair olması. Olaylar, vakalar sürekli değişiyor.
Ve bu sayede hayatımızın farklı anlarında karşılaştığımız yalanların sonuçları da farklılık gösteriyor. Açıkçası Dr. Lightman bu sonuçlarla benden daha iyi baş ediyor.
Dizide senaryosunda kullanılan bazı temalar, benim onlara anlattıklarımdan oluşuyor. Ama pek çok malzemeyi günlük yaşanan olaylardan ve haberlerden alıyorlar.


Yani siz gününüzü sıradan insanlara bakarak onların yalan söyleyip söylemediğini anlayarak mı geçiriyorsunuz? Bu orada bir yerlerde duran ve istediğinizde devreye sokabileceğiniz bir yetenek mi yoksa insanlarla konuşurken algılarınız sürekli açık mı?

Bunu bir kez öğrendiğinizde, devre dışı bırakmanız bir daha mümkün değil. Bu durum dizide de, Dr. Lightman’ın özel hayatının ne kadar çok etkilediği ile gösteriliyor. Şimdi hangi bölümde olduğunu hatırlamıyorum ama bir yerde eski karısı Lightman’a “Neden hiçbir şeyi kendi haline bırakmıyorsun?” gibi bir soru soruyordu…
Ciddi yalanlar. Ben günlük yaşamın sıradan yalanlarıyla ilgilenmiyorum. Hatta onları yalandan bile saymıyorum. Çünkü birisinin poker oynarken ya da bir mal satarken doğruyu söylemesini beklemezsiniz. Birisiyle akşam yemeğine çıktığınızda berbat bir gece geçirseniz bile kibar olmak için tam tersini söylersiniz. Eşim bir elbise aldığında ona asla bu renk ve tarz seçimin yanlış diyemem, sadece muhteşem görünüyorsun diyebilirim. Çünkü benden duymak istediği bu. Bu yüzden ciddi yalanları, çok daha önemli sonuçlar doğuracak yalanları elbette ki fark ediyorum. Fakat kendi ailem içerisinde ciddi bir yalanı yakaladığımda, bunu asla yüzlerine karşı söylemiyorum; ama aklımda bir kenara yazıyorum.
Kızım 15-16 yaşındayken benden bir şeyler sakladığında, yasadışı maddeler kullandığında, kız arkadaşının evinde değil de başka bir yerde kaldığında ben bunu anlardım. Ama hiçbir zaman olayları büyütüp, ailevi bir mesele haline getirmedim.

Pekala öyleyse bu süreç tersinden de işliyor mu? İnsanlara ifadelerini saklamayı öğretebilir misiniz?
Ben işin o tarafına hiç girmiyorum. Yalancılara eğitim vermem. Yüksek kademelerdeki yöneticiler, senatörlük veya başkanlık seçimlerine katılan politikacılardan, onları “daha güvenilir” göstermem konusunda teklifler aldım. Ve bunların hiçbirinde yer almayacağımı söyledim. Ben yalancıyı yakalamak için çalışırım, daha iyisini yaratmak için değil.

O zaman siz siyasi liderleri seyrederken, bir yandan da pratik mi yapıyorsunuz?

Her zaman! Bu benim için çok iyi bir egzersiz. Ve muhtemelen dünyadaki en geniş “Başkan Yalanları Koleksiyonu” bendedir. Fakat görevdeki biri için asla yorum yapmam.
Bu adil bir oyun. Ben yeteneklerimi halkın çıkarlarını gözetmek için geliştirdim, bu yüzden taraf tutmak amacıyla kullanmam. Ayrıca hakkında yasal süreç işleyen insanlar için de asla yorumda bulunmam. Ses getiren davalarda elimde kamuoyunun çok ilgisini çekebilecek veriler vardı ama hukuki süreç sonuçlanmadan bunlar hakkında konuşmak istemedim. Davalar sonuçlanınca konuşmanın bir sakıncası olduğunu düşünmüyorum. Ama bunlar gene de karışık meseleler…
Bence politikacılarımızın dürüst olmasını istiyoruz. Diğer yandan, doğruları halka açıkladıklarında, danışmalar onların gerçekte neyi planladığını ve düşündüğünü biliyorlar ve bir demokraside oy veren vatandaşların bilgilendirilmiş olması gerek. Ama diğer ülkelerle ve farklı örgütlerle baş etmeye çalışıyorsanız, kartlarınızı açık oynayamazsınız.
Bu yüzden siyasilerin en çok politik çıkar ve oy için söylediği yalanlara takılıyoruz. Nixon ve onun yalanları tam da bu yüzden kınanmıştı. Çünkü, olay ne Rusya ne de Çin ile ilgiliydi. Bütün olan biten gerçekte seçimlerle alakalıydı.

Tanımlayabileceğiniz hiç büyük tarihsel bir an var mı?

Bence bu tarihsel anların içerisinde en önemli olarak tanımlayabileceğimiz Hitler ve Chamberlain’in buluşmasıdır. Ben Telling Lies isimli kitabımın girişini bu buluşmaya ayırdım. O sırada Hitler birliklerini harekete geçirerek Polonya’yı işgal etmeleri için henüz emir vermişti. Fakat günümüzdeki bilgi kaynakları olmadığı için, bu hareketten habersiz Chamberlain’i yanlış yönlendirmenin avantajını kullanmıştı. Hitler harekete geçtiğinde Chamberlain’in generalleri odada dizilmiş onları seyrediyordu.
Chamberlain daha sonra kız kardeşine yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Karşımda oturuyorken yüzünde öyle bir ifade vardı ki sözleriyle niyetinin aynı olduğuna kesinlikle ikna olmuştum. Ona güvenebilirdim.”
Chamberlain tamamen aldatılmıştı. Yanlış yönlendirilmişti. Bir çok açıdan mükemmel bir örnektir. Örneğin hedefinizi yanlış yönlendirmek açısından incelenebilir ki bu Lie To Me dizisinin de bir bölümde yer alıyor.
Bir nokta daha var ki eğer çok büyük bir hata yapmış olma ihtimaliniz varsa, büyük bir yanılgı içerisindeyseniz, derinlerde bir yerde gerçekten ve gerçeğin sinyallerini görmekten de kaçınırsınız. Ben buna Chamberlain etkisi diyorum. Gerçeği görmek istemezsiniz. Bu biraz şuna benziyor: Çocuğunuzun illegal maddeler kullandığını bilmek ister misiniz? Cevabınız “Evet”, ama aynı zamanda bu ortaya çıkarmak istemediğiniz bir şeydir. Pek çok yalanın başarıya ulaşmasının sebebi hedefin gerçeği bilmek istememesidir.


Topluluk

Ahmet
16.12.09 07:39
Teşekkür ediyorum bu makaleyi Türkçe'ye çevirdiğiniz için.
Yorumunu ekle...
Kategori: Editörden